
Toplumsal çürüme bir anda ortaya çıkan bir kriz değil, insanın iç dünyasında başlayan ve zamanla toplumun geneline yayılan derin bir çözülmedir. Bu süreç insanların vicdanlarını bastırması, hak ve özgürlüklerin göz ardı edilmesi ve sorumluluğun kolektiften bireye, bireyden de boşluğa devredilmesiyle ilerler. Oysa vicdan yalnızca bireysel değil, toplumsal bir yapıdır. Bunu anlayabilmek için hem psikolojinin derinlerine hem de astrolojik arketiplere bakmak gerekir.
Psikolojide ego, bireyin kimlik bilincidir. Jung’a göre ego, bilinçli benliğimizi temsil eder. Astrolojide bu benlik Güneş ile sembolize edilir. Güneş yaşam enerjimiz, farkındalığımız ve dünyaya sunduğumuz özdür. Ego sağlıklı geliştiğinde insan hem kendini tanır hem de başkalarının haklarını tanıma kapasitesine sahip olur. Güneş ışığını tanımayan bir kişi, karanlıkta kalır. Bu karanlık yalnızca bireysel değil, toplumsal bir körlüğe de neden olur. Vicdanın ilk tohumu insanın kendini tanımasıyla, yani içsel Güneş’ini fark etmesiyle atılır.
Mars insanın içgüdüsel gücünü, mücadelesini ve hareket enerjisini temsil eder. Psikanalizde id olarak tanımlanan dürtüsel yapıyla eşleşir. Bastırılmış bir Mars insanın toplumsal olaylar karşısında ya saldırgan ya da edilgen bir hale gelmesine neden olur. Ya öfkeyle yıkar ya da korkuyla susar. Oysa Mars bilinçle buluştuğunda, hak ve adalet için mücadele eden bir enerjiye dönüşebilir. Mars hareketin sorumlulukla birleştiği noktada etikleşir ve insan toplumsal sorumluluk üstlenen aktif bir özneye dönüşür.
Satürn astrolojide sınırlar, kurallar ve yapıların gezegenidir. Psikanalizde Freud’un süperego kavramıyla örtüşür. Satürn, bireyin içselleştirdiği otoriteyi, toplumun normlarını ve etik değerlerini temsil eder. Sağlıklı işleyen bir Satürn, bireyin iç disipliniyle toplumsal sorumluluklarını birleştirir. Ancak Satürn’ün gölgesinde birey otoriteye körü körüne itaat eder ya da korku kültürü içinde hareket etmeyi öğrenir. Bu durum toplumsal çürümenin temelini oluşturur. Satürn’ün bilge yönü, bireyleri sorumluluk almaya, adaletli olmaya ve etik çerçevede hareket etmeye davet eder.
Toplumsal çürümenin derinleştiği nokta, Saturnun gölge yönlerinin hakim olduğu yerlerdir.
- Aşırı baskıcı otoriteler,
- Korkuyla kurulan düzenler,
- Kör hiyerarşiler
- İtaat kültürü…
Toplumsal vicdan OLGUN SATURN ile şekillenir. Sorumluluğun, zamanın ve düzenin bilinci bireyin içselleştirdiği adalet duygusunu toplumsal zemine taşır.
İşte bu noktada doğum haritasındaki SATURN eğer yeterli olgunluğa ulaşmış bir yapıda kullanılmazsa insana zorluklar, sıkıntılar, engeller ve KARMA yaratır.
Jung’un bireyleşme süreci kişinin kendi içsel bütünlüğünü keşfetmesiyle ilgilidir. Ancak bu keşif toplumsal bağlardan bağımsız bir yalnızlık hali değildir. Tersine bireyleşmiş kişi toplumla daha derin ve bilinçli bir bağ kurabilir. Bugün bireysellik çoğu zaman yalnızlaşmakla, toplumdan kopmakla karıştırılıyor. Oysa toplumsal bireysellik, hem kendini hem kolektifi tanıyan, hem kendine hem topluma karşı sorumluluk alan bir bilinç seviyesidir.
Güneş, Mars ve Satürn bir araya geldiğinde bilinçli, mücadele eden ve sorumluluk sahibi bireyler ortaya çıkar. Bu bireyler, sessiz kalan kalabalıkların içinde ses olan, adaletin, eşitliğin ve özgürlüğün temsilcisi haline gelir. Böylece vicdan, yalnızca içsel bir ses değil, toplumsal dönüşümün temel taşı olur.
Vicdan susmaz.
Vicdan görmezden gelmez.
Vicdan beklemez.
Bu çağda artık susmak değil aydınlanmak, harekete geçmek ve sorumluluk almak zamanıdır.
Çünkü her insan toplumun ruhuna bir iz bırakır.
Ve o iz ya karanlığın devamı ya da ışığın başlangıcıdır.
Nuray Kurtuluş





































































