“Bağlanışlar; bütünler ve bütün olmayanlar, bir arada duran ve ayrı duran, birlikte söylenen ve ayrı söylenen. Her şeyden bir, birden her şey.”
-Herakleitos-
Her yıl 21-23 Eylül tarihleri arasında gerçekleşen sonbahar ekinoksu Kuzey yarım kürede Güneş’in Terazi burcuna girişiyle yaşanır.

Astronomik olarak bir yıl içinde ekliptiğin göksel ekvator ile kesiştiği noktalara ekinoks noktaları denir. Güneş ışınları ekvatora dik düşer ve gece ile gündüz eşitlenir.

Güneş bir yıl boyunca ekinoks ve soltis noktalarına geldiğinde mevsimler başlar. İlkbahar mevsimi gün ve gecenin eşitlendiği 21-23 Mart‘ta Güneş’in Koç burcuna girişiyle, yaz mevsimi en uzun günün ve en kısa gecenin gün dönümü 21-23 Temmuz da Güneş’in Yengeç burcuna girişiyle, sonbahar mevsimi yeniden gece ve gündüzün eşitlendiği 21-23 Eylül Güneş’in Terazi burcuna girişi ve kış mevsimi en kısa günün ve en uzun gecenin gün dönümü 21-23 Aralık Güneş’in Oğlak burcuna girişiyle başlar.
Bu başlangıçlar mevsim başlangıçları olduğu gibi aynı zamanda yer yüzünde ve insanoğlu doğasında bir döngünün sona erip yeni bir döngünün başlangıcıdır. Her bir döngünün içerisinde başlangıç, gelişme ve sonuç aşamaları vardır. Tıpkı bir mevsimin başlaması, o mevsimin tam olarak yaşanması ve mevsimin bir sonraki mevsime geçişinde özelliklerini azaltması ve yeni mevsime evrilme süreci gibi. İnsan yaşamının süreci de böyle değil midir?
İnsan doğar, büyür ve ölür!
Tıpkı mevsimler gibi…
Sonbahar ekinoksunda, yani gece ile gündüzün eşitlenmesinde yaşamda bir resetlenme vardır. Bu resetlenme aslında ikinci kez gerçekleşmektedir. İlki tamamiyle yepyeni bir döngünün oluştuğu ilkbahar ekinoksu yani Güneş’in Koç burcuna girişidir. Bu ikinci eşitlenmede yaşam bir “dengelenme” sürecine girer. İlkbaharla birlikte atılan tohum filizlenmiş, yeşermiş, meyvesini vermiş hasat edilmiştir. Şimdi ikinci aşamaya geçiyoruz. Hasatları toplama onları işleme, adil dağıtım ve kullanım aşaması. İnsanoğlunun psikolojik aşamasında da Güneş’in Koç burcuna girişi varlığın doğumunu ve Güneş’in Terazi burcuna girişine kalan olan süreçte de kişisel ve fiziksel gelişimi aşamaları vardır. Güneş Terazi burcuna girdiğinde varlık artık dış dünyaya açılır. Kendini diğerleriyle birlikte uyum, denge, ahenk ve iş birliği ile geliştirmeye devam eder.
Bu ikinci aşamayla birlikte artık “diğerleri” ile birlikte olmak konusu vardır. Dolayısıyla varlığın kendisini var etmeye devam etmesi ancak ve ancak diğerlerinin varlığını kendisiyle birlikte adaletli bir şekilde var edebilmesiyle mümkündür.
Bu aşamada varlık öncelikle kendi içindeki zıtlıkları birleyecek, dengeye gelecek, kendi bedeniyle-ruhuyla-varoluşuyla uyumlu bir hale gelecek ve dış dünyaya açıldığı diğerleriyle bu dengeli halle birlikteliğe başlayacak ve karşıdaki kişi ile de aynı uyumlanma sürecini tıpkı kendi içinde gerçekleştirdiği gibi gerçekleştirecektir.
Zıtlıkları uzlaştırmak bir kişinin kendi içinde yaşadığı karşıt duyguları, düşünceleri, istekleri ya da çatışmaları bir dengeye getirmesi anlamına gelir. İnsanlar zaman zaman hem birbiriyle çelişen hem de aynı anda var olan farklı duygu ve düşünceler içinde olabilir. Bu zıtlıkları uzlaştırmak, bu karşıt yönleri bir arada kabul ederek, içsel bir uyum veya denge kurmayı ifade eder.
Kişinin dış dünyasında da karşısına “uzlaştırma” gerektiren kişi ve durumlar çıkacaktır. Ebeveynlerini uzlaştırması gereken bir çocuk, arkadaşları arasında kalmış bir ergen, evliliğinde aileleri arasında uzlaştırma yapmak zorunda kalan bir yetişkin, mesleği avukatlık, danışmanlık, arabuluculuk, diplomat, sanatçı olan bir profesyonel.
Güneş Terazi burcuna geçtiğinde Terazi burcunun bu dengeleme, uzlaşı, zıtlıkları birleme temaları yeryüzünde de olay ve durumlar olarak karşımıza çıkar.
Ankara koordinatlarına göre çıkardığımız Güneş Terazi girişi (Sun Libra Ingress) haritasında Oğlak burcunun 24 derecesi yükselmekte ve Pluto 29 derece Oğlak burcunda geri hareketiyle yükselişe geçmektedir.
Bu ülkemizde otoritenin, otoriter figürlerin ve devlet sistemlerinin kontrolünün arttırılacağının bir göstergesidir. Güç, manipülasyon ve kontrolün sistemler üzerindeki etkisini deneyimleyeceğiz. Oğlak burcunun yöneticisi olan Saturn 2. evde yerleşimde Balık burcunda ve geri harekettedir. Konularımızın ülke kaynakları ve maddi konular olduğunu göstermektedir. Maddi olarak kaynakların yetersizliği ve bu yetersizlikten kaynaklı bir sistem oluşturulması zorunluluğuna işaret etmektedir. Saturn ile Pluto arasındaki stresli görünüm güç ve otorite çatışması demektir. Pluto’nun Uranüs ve Merkür ile oluşturduğu büyük toprak üçgeni de bu dönemin ana konusunun istikrar ve düzeni sağlamak için ayakların yere sağlam basması ve istikrarın sağlanması için maddi kaynaklara yönelineceğini göstermektedir. Bununla beraber Venüs Terazi burcunun 29 derecesinde ve Plutoya partil kare yapmaktadır. Bu dönemin ana konusu para, politikalar, adalet sistemi ve uzlaşılar/ortaklıklar konusudur ve bu konuların yıkılıp dönüşmesini deneyimlemektir. 29 derece anaritiktir ve krizlidir.
Gökyüzünde bir uçurtma kalıbı vardır ve uçurtmayı oluşturan gezegenlerde bir derece sıralaması vardır. 27 derecede Uranüs Boğa, 28 derecede Neptün Balık, 29 derecede Pluto Oğlak (tüm bu jenerasyon gezegenleri dikkat ettiyseniz geri harekette) ve fokalde 0 derecede Güneş Terazi vardır. İkinci bir uçurtma kalıbı daha var ve diğerinde de Merkür 22 derece Başaktadır. Uçurtma kalıbında karşıtlıklar, yüzleşmeler, çatışmalar ile potansiyeller açığa çıkar. Dolayısıyla Balık burcundaki Neptün ile gerçeklerden kaçma, kendini ve diğerlerini kandırma, kandırılmaya eğilim, kurban ve kurtarıcı rolleri sistemleri yıkıp, otoriteyle çatışmaya (pluto oğlak) farklı maddi kaynaklar bulup, maddi güvenlikten özgürleşmeye (uranüs boğa) çalışırken diğerleriyle uzlaşma ve adalet konuları ile çelişkiye düşeceğimizi gösteriyor. Kolektif gezegenlerin eşlik ettiği bu açı kalıbında kartların yeniden karılıp dağıtılması sürecinde yeni bir elin açıldığı bu oyundaki oyuncular olarak elimizdeki kartlarla ne tür bir “strateji (Terazi)” geliştireceğimizi planlamamız gerekecektir.
Güneş’in dispositörü 29 derecedeki Venüs bu stratejide hızlı adım atamayacağımızı, konfor alanından çıkmak istemeyeceğimizi, yeniliklere açık olmayacağımızı, bulunduğumuz konumda ısrarcı davranıp eninde sonunda her şeyin değişmesi gerçeğine direneceğimizi ve gerçeklerle yüzleşmekten kaçacağımızı göstermektedir.




































































